SELAM VERME EDEPLERİ / KURALLARI

 

İKİNCİ BÖLÜM

SELÂM VERME EDEPLERİ

Selam; meşru amellerdendir ki bu meşru ameller; meşruiyetini, müstehab olduğunu açıklayan ve teşvik eden kitap ve sünnetten naslar ve deliller gelmiştir.  Selam vermekle ilgili edeplerden bazıları şunlardır:

 

Birinci edep/ kural: Selamı yaymak:

Bu, peygamberimizin (s.a.s.) emrettiği şeylerdendir. Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Selamı yay, yemeği yedir, sıla-i rahim yap, insanlar uyurken gece kalk namaz kıl ki; böylece cennete selametle girersin[1] Selamı yaymak, cennete girmeyi ve ona mirasçı olmayı gerektiren hasletlerdendir. Peygamberimiz (s.a.s. şöyle buyurmuştur: “Yemeği yediriniz, selamı yayınız, cennetlere mirasçı olursunuz /girersiniz.[2] Efendimiz, selamı yaymayı dünya ve ahiret selametine sebep olduğunu belirtmiştir. Peygamberimiz (s.a.s.), bir hadiste şöyle buyur-muştur: “Selamı yayın ki selamet bulasınız[3] Peygamberimiz (s.a.s.), selamı yaymayı, dünya ve ahirette makamın yükselmesine sebep kılmıştır. Peygamberimiz (s.a.s.), bir hadiste şöyle buyurmuştur: “(Ahirette derece bakımından) yükselmek için, selamı yayınız![4] Selamı yaymaya çalışmak, onu toplum arasında yaygın hale getirmek ve insanlara selam vermek İslam’ın hayırlı/güzel hasletlerindendir. Kendisine hangi amelin İslam’da daha hayırlı olduğu sorulduğunda Peygamberimiz (s.a.s.), şöyle buyur-muştur: “Yemeği yedirmen, tanıdığın ve tanımadığın kimseye selam vermendir.[5]

Bu selamı yayma işi, kendisiyle selama başlayanı kapsadığı; selamı verenin selamını almayı da kapsar. Selamı yaymak, sevgiyi yaymayı ve Müslüman toplumun fertleri arasında uyumu sağlayan işlerdendir. Çünkü Allah’ın peygamberi (s.a.s.), şöyle buyurmuştur: “Selamı yayın ki birbiri-nizi sevesiniz[6] Yine peygamberimiz (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe iman edemezsiniz. Yaptığınız zaman birbirinizi seveceğiniz şeyi haber vereyim mi? Aranızda selamı yayın.[7]

 

İkinci edep/ kural: Kişinin karşılaştığı kimse ile selamla başlaması:

Bu edep, peygamberimizin (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Müslümanın Müslüman üzerin-deki hakkı altıdır. Karşılaştığında ona selam verir….[8] Selâm, Müslümanın Müslüman kardeşi üzerindeki haklarından biridir.

Aynı şekilde peygamberimiz (s.a.s.), şöyle buyurmuştur: “Adam Müslüman kardeşiyle karşılaştığında Es-Selâmü Aleyküm ve Rahmetüllah desin.[9] Yine karşılaşan iki adam peygamberimize (s.a.s.), hangisinin selama başlayacağı soruldu. O, “Allah’a daha yakın olanın.”[10] diye buyur-du.

 

Üçüncü edep/ kural: İslam selamını kullanmaya gayret etmek gerekir:

Bu selam, Yüce Allah’ın kullarına meşru kıldığı Müslümanlar için şi’âr/kutsal sayılan selamlaşmadır ve aynı zamanda meleklerin ve cennet ehlinin selamlaşmasıdır.

Bu lafız: “Es-Selâmü ‘Aleyküm ve Rahmetüllâhi ve Berekâtühü”dür. =(Allahın selamı, rahmeti, bereketi üzerinize olsun.) Çünkü Peygamberi-miz (s.a.s.), şöyle buyurmuştur: “Allah (c.c.), Ademi (a.s.) yarattı. Ona ruhu üfleyince o aksırdı da “El-Hamdülillâh.” (Hamd Allah’a mahsustur. Allah’ın izniyle O’na hamd etti. Rabbi de ona: “Yerhamükellâhü yâ Adem!”= (Ey Adem! Allah sana merhamet etsin,) buyurdu. Sonra Adem’e; şu meleklere – onların büyüklerinden oturan bir gruba- git ve de ki: “Es-Selâmü ‘Aleyküm.” Onlar da dediler ki: “Ve ‘Aleyke’s-Selâm ve Rahme-tüllah”. Sonra Hz. Adem Rabbine gelince O (c.c.) şöyle buyurdu: “Muhak-kak bu selam, senin ve evlatların ile melekler arasındaki selamlaşmanız-dır…[11]

Bu selamlaşmaya özen göstermek ve bundan vazgeçip diğer selam-laşmaları kullanmamak gerekir. Bazı insanların günümüzde İslâmî selam-laşmadan vazgeçip onun yerine diğer selamlaşmaları kullandıkları gibi yapmamalıdır. Onlar; “Hayırlı sabahlar! Ve diğer selamlaşma şekillerini kullanıyorlar.

 

Dördüncü edep/kural: Selamı tam/kâmil mânada vermeye özen göstermek gerekir:

Bu edep; mükâfat bakımından daha büyük ve daha mükemmel ve daha güzeldir. Bir adam peygamberimizin (s.a.s.), yanına gelerek; “Es-Selâmü ‘aleyküm.” dedi. Peygamberimiz (s.a.s.); “On” buyurdu. Sonra başka biri gelerek; “Es-Selâmü ‘aleyküm ve rahmetüllah.” deyince peygamberimiz (s.a.s.); “Yirmi” buyurdu. Sonra bir başkası geldi ve: “Es-Selâmü ‘aleyküm ve rahmetüllahi ve berekâtüh” dediğinde Efendimiz (s.a.s.) “Otuz” buyurdu.[12] Yani bununla alacağı hasenatı kasdetti.

Her ne zaman selam daha tam ve mükemmel olursa işte o zaman mükâfat da daha büyük olur.

 

Beşinci edep/ kural: Kendisine selâm verilen kişiye selamı almanın farz olması :

Kendisine selam verildiği zaman o selamı almak insana gerekli olur/ farz olur. Peygamberimiz (s.a.s.), şöyle buyurmuştur: “Müslümanın Müslü-man üzerindeki hakkı beştir. Selamı almak, hastayı ziyaret etmek, cenazeye (defin işlerini) takip etmek, dâvete icabet etmek ve aksırana teşmît (yerhamukellâh) diyerek karşılık vermektir.”[13] Oturan bir topluluktan bir kişinin selamı alması yeterlidir. Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Kendilerine uğranıldığı zaman, topluluktan yalnız birinin selam vermesi ve oturanlardan yalnız birinin o selamı alması da yeterlidir.[14]

 

Altıncı edep/kural: Selâmı olduğu gibi veya daha fazlasıyla almak:

Bu edep; şu âyet sebebiyledir: “Size bir selâm verildiği zaman, ondan daha güzeliyle veya aynı selâmla karşılık verin.”[15] İbn Ömer (r.a.) ken-disine verilen selamı mutlaka daha üstünü ile alırdı. Kendisine biri (Es-Selâmü ‘aleyküm) dediğinde, o; (‘Aleykümü’s-selâm ve rahmetüllâhi) derdi. Birisi ona; (Es-Selâmü ‘aleyküm ve rahmetüllâhi) dediğinde, o; (‘Aleykümü’s-selâmü ve rahmetüllâhi ve berekâtühu) derdi. Birisi ona; (Es-Selâmü ‘aleyküm ve rahmetüllâhi ve berekâtühu) derse, o; (‘Aleykü-mu’s-selâm ve rahmetüllâhi ve berekâtühü ve mağfiratühu) derdi.

 

Yedinci edep/ kural: Ölüleri selamlamaktan kaçınmak :

Bu, şöyle denilmesidir: “’Aleyke’s-selâm ey falân!”. Bilakis şöyle demelidir: “Es-Selâmü ‘aleyke…” Çünkü peygamserimize (s.a.s.) bir adam geldi ve şöyle dedi: (‘Aleyke’s-selâm ya resûlellâhi!). Peygamberimiz (s.a.s.), ona şöyle dedi: “’Aleyke’s-selâm! deme. Çünkü o ölülerin selamlaş-masıdır.[16]

 

Sekizinci edep/ kural: Selamlaşmada müslüman olmayanlara ben-zememek:

Bu edep; ister hareketlerde isterse kullandıkları kelimelerde olsun, onlara benzememeyi ifade eder. Çünkü onlara benzemek haramdır. Pey-gamberimiz bunu yasaklamış ve şöyle buyurmuştur: “Bizden başkasına benzeyen bizden değildir. Yahudi ve Nasrânilere (Hristiyanlara) benze-meyin. Çünkü Yahudilerin selamı parmaklarla işaret, Hristiyanların ise avuçla selamlamaktır.[17] Yine peygamberimiz (s.a.s.), şöyle buyurmuştur: “Adamın bir parmağıyla işaret ederek selam vermesi, Yahudi işine ben-zer.[18] Bundan alınan sonuç; insanların çoğunun yaptığı gibi yalnız avuç veya yalnız parmakla selam vermenin haram olduğudur.

Ancak kişi selamı diliyle söylemekle birlikte onu alan kişi uzakta olduğu zaman, haber vermek için eliyle de işaret ederse bunda bir sakınca yoktur. Bu şekildeki bir davranış –inşallah- yasak olan bu konuya girmez. Asıl bu konuyla ilgili olan; “Selam ifadelerinde” Müslüman olmayanlara benzemektir ki; insanı bundan kaçındırmak gerekir. Bazıları kardeşinin selamına mukabelede bulunuyor ve diyor ki; (bonjur, good morning, bonjuvar, jutmunnj vs. gibi ifâdeleri kullanır. Bu ifadelerle selam vermek hiçbir şekilde caiz değildir. Bu vb. sözleri sarf edenler, yukarıda zikrolunan hadislerde yasak edilen selamlara dahil olur.

 

Dokuzuncu edep/ kural: Selama “Ehl-i kitap ve Müslüman olma-yanlarla başlamamak:

Bu davranış, peygamberimizin (s.a.s.), yasakladığı bir durumdur. Pey-gamberimiz (s.a.s.), şöyle buyurmuştur: “Yahudi ve Hristiyanlara selam vermeyiniz. Onlardan biri bir yolda sizinle karşılaşırsa, onları en dar olan kısmında yürümeye zorlayınız.”[19] Bu hadise aykırı davranmak, vatanda kardeşlik veya dinlerine bakmadan toplum fertleri arasında eşitlik sağla-mak gibi şeyleri iddiâ etmek caiz değildir.

 

Onuncu edep/kural: Müslüman olmayan kimsenin selamını “ ve ‘aleyküm” diye almak:

Çünkü Yahudilerden bir grup peygamberimize (s.a.s.) gelerek dediler ki: “Es-Sâmü ‘aleyküm” = (Ölüm sizin üzerinize olsun.) Efendimiz onlara (ve ‘aleyküm…) “Sizin üzerinize!” dedi.[20] Yine Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Yahudiler size selam vereceği zaman, onlardan birisi: (Es-Sâmü ‘aleyküm) der. Siz de onlara (ve ‘aleyküm,) diye karşılık verin.” [21]

On Birinci edep/ kural: Selama küçük, sayıcı az olan ve binekte olanın başlaması gerekir:

Bunların tamamını, bu konuyla ilgili peygamberimizden rivâyet edilen sahîh hadislerin yol göstermelerindendir. Bir adam birden çok kişiyle veya bir topluluk kendisinden daha kalabalık bir toplulukla karşılaştığı zaman az olan, cema’ate selam verir. Az olanların selâma başlaması gerekir.

Küçük, büyüğe rastladığı zaman, ona selam verir. Binekte olan yayayla karşılaştığı zaman, binek üzerinde olan selama başlamalıdır. Yürüyen kimse oturana, yine ayakta olan kişi, oturana selam vermelidir.

Araba veya bisiklete binmiş olan kimse, yayaya veya oturan kimseye selam verir. Bunların tamamını peygamberimiz (s.a.s.) emretmiş ve şöyle buyurmuştur: “Bineğe binmiş olan kimse, yayaya selam versin. Yaya, oturana; az olan, çok olana selam versin. Kim selamı verirse, sevap onundur. Selam vermezse, ona bir şey yoktur.[22] Yine peygamberimiz (s.a.s.), şöyle buyurmuştur: “Küçük büyüğe, geçen oturana, (sayıca) az olan çok olana selam verir.”[23] Başka bir hadiste şöyle buyurmuştur: “Binek üzerinde olan yürüyene, yürüyen ayakta olana, az olan çok ollana selam verir.[24] Büyük biri çocuklar topluluğuna uğradığı zaman –inşallah yirmi birinci edepte geleceği üzere- onlara selam verir. Yine binek üzerinde olan büyük olursa, yaya küçük olursa, binek üzerinde olan, yayaya selam verir. Yürüyen büyük olursa oturan da küçük olursa, yürüyen oturana selam verir.

 

On ikinci edep/kural: Meclisten ayrılırken selam verip çıkmak:

Bazı insanlar bu edepten gafildirler. Bir meclise girdiği zaman selam verir. Sonra bir ihtiyaçtan dolayı oradan çıkar. Ancak çıkarken selam vermez. Bu sünnetin hilafınadır. Çünkü Peygamberimiz (s.a.s.), şöyle buyurmuştur : “Sizden biri bir meclise vardığında selam versin. Kalkmak istediğinde selam versin. Önceki selamı, (meclisin) sonunda verdiği selamdan daha hayırlı değildir.”[25] Selamı yaymak, geçtiği üzere, cahillerin zannettiğinin tam tersine, insanlar arasındaki sevgiyi artırır. Bu işi ihmal etmemek lazımdır.

 

On üçüncü edep/ kural: Karşılaşıldığında selamla beraber musafaha yapmak :

Bu musafaha, İslam dinine göre mendup olan selam edeplerindendir. Müminin, mümin kardeşiyle karşılaştığında selamı vermeye başlarken elini uzatması lazımdır. Bunu yapan büyük mükâfat kazanır. Bu edep, Müslü-manlar arasında sevgiyi tesis eden sebeplerdendir. Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “İki Müslüman karşılaştığı zaman müsâfaha yapar-larsa ayrılmadan önce mutlaka günahları affolunur.[26] Yine peygamb-rimiz (s.a.s.), şöyle buyurmuştur: “Muhakkak mümin, başka bir müminle karşılaştığında ona selam verir ve elini uzatarak müsâfaha yapar. İşte o zaman ağacın yaprağının düştüğü gibi günahları dökülür.[27] Efendimize (s.a.s.) soruldu: “Ya Rasûlellâh! Bizden biri kardeşiyle veya arkadaşıyla karşılaştığı zaman (saygı niyetiyle) ona eğilebilir mi? Peygamberimiz (s.a.s.) dedi ki: “Hayır.” Tekrar soruldu: Onu kucaklayıp, öpebilir mi? O, “Hayır.” buyurdu. Peki elini tutar ve müsâfaha yapar mı? Deyince dedi ki; “Evet.” [28] Bu hadis, müsâfahanın güzelliğine; kafirlere benzeyerek birisinin huzurunda eğilmenin ve bazılarının yaptıkları gibi kucaklaşmanın caiz olamamasına delalet eder.

 

On dördüncü edep/ kural : İki kişi arasına bir engel girdiğinde selamı tekrarlamak gerekir:

Bu, insanlarının çoğunun işlemediği büyük bir sünnettir. İki şahıs yürümüş olsa sonra duvar, ağaç, direk veya başka bir şey etrafında birbirinden ayrılsalar engel kalktıktan sonra karşılaşsalar tekrar karşılıklı selamlaşmaları gerekir. Muhakkak Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle buyu-muştur: “Müslüman iki adam sohbet ederken aralarına ağaç taş veya kaya girerse, biri diğerine selam versin ve karşılıklı selamlaşsınlar.[29]

 

On beşinci edep/ kural: Camiye girince “Tahiyyet’ül-Mescid” namazını kılmadan selam vermemek:

Bir kişi camiye girdiği zaman orada insanlar varsa ilk önce “Tahiyyet’ül-Mescid” namazını kılıncaya kadar onlara selam verilmez. Bu edep şu hadisten alınmıştır: Bir adam iki rekat namaz kıldı. Sonra pey-gamberimize (s.a.s.) selam verdi. Rasülullah onun selamını aldı ve ona “Dön namazını yeniden kıl. Çünkü sen namaz kılmadın.”[30] Dedi. Namaz-dan önce selam vermesini emretmedi.

 

On altıncı edep/ kural: Soru sormadan ve konuşmadan önce selam vermek :

Peygamberimizin (s.a.s.); “Selam, konuşmadan öncedir.”[31] Ve ; “Selam soru sormaktan öncedir. Kim selamdan önce soru sormaya başlarsa ona cevap vermeyin.[32] emrine uyarak insanın soru sormaya ve konuşmaya ancak selamdan sonra başlaması gerekir.

 

On yedinci edep kural : (Tuvalet vs. gibi yerlerde) ihtiyaç giderene selam vermemek

Büyük veya küçük abdest için oturan insana selam vermemek lazımdır. Zaten bu kimsenin selamı alması da caiz değildir. Çünkü Peygamberimiz (s.a.s.), (tuvalet) ihtiyacını giderdiği sırada bir adam gelip ona selam verdi. Efendimiz (s.a.s.) selamı almadı ve şöyle buyurdu: “Ben, Yüce Allah’a (c.c.) ancak temiz olarak zikretmek isterim.[33]

 

On sekizinci edep / kural: Selamı, özellikle işitilmediği zaman üç defa tekrarlamak :

Çünkü Peygamberimiz (s.a.s.); “Selam verdiği zaman üç kere verir. Bir kelime konuştuğunda üç kere tekrar ederdi. Özellikle sesini duymayana selam verdiği zaman tekrarlardı.[34]

On dokuzuncu edep/ kural: Uyuyanların yanına girdiğinde sesini alçaltarak selam vermek :

Çünkü peygamberimiz (s.a.s.), böyle yapardı. Hatta uyanık olanlar duysun, uyuyanlar rahatsız olmasın diye dikkat ederdi: “Bir gece peygamberimiz (s.a.s) geceleyin bir yere girdi. Uyuyanları uyandırmadan ve uyanık olanlara işittirerek selamı verirdi.[35]

Yirminci edep/ kural: Müslim ve müşriklerin bulunduğu bir meclise uğradığı zaman selam vermek :

Bu edep, İslam’ın hakkını yüceltmek içindir. Çünkü peygamberimiz (s.a.s.): “Müslüman ve Yahudilerin karışık olarak bulunduğu bir meclise uğradığında, onlara selam verdi.[36]

 

Yirmi birinci edep/ kural: Çocuklara uğradığı zaman selam vermek :

Muhakkak bu, kalplerini İslama ısındırmak ve nefislerini sevindirmek için yapılır. Çünkü peygamberimiz (s.a.s.): “Çocuklara uğradı ve onlara selam verdi.[37] Bu Allah Rasülünün alçak gönüllü olmasındandır. Maalesef bu işte kibir eden kimseler bulunuyor. Bir adamın çocuklara selam vermesi onun şanından ve kıymetinden bir şey düşürmez. Nitekim Rasülullahın uygulaması bunun için en iyi reddiyedir.

 

Yirmi ikinci edep/ kural: Kadınlar topluluğuna selam vermek:

Şüphesiz Peygamberimiz (s.a.s.), Esmâ binti Yezîd’in rivâyet ettiği hadisinde zikredildiği gibi bunu yapmıştır. O (r.a.) şöyle demiştir: “Peygamberimiz (s.a.s.), bizden bir cemaat kadınlara uğradı da onlara selam verdi[38] Tirmiziye göre Rasülullah (s.a.s.) selamlarken elini de salladı. Halbuki bazıları bunun makbul olmadığını anlattılar. Ancak bu peygamberimizin fiilidir. Bununla birlikte başka bir şeye bakılmaz.

 

Yirmi Üçüncü Edep: Başka bir şahıstan selamı iletmenin müstehap olması:

Çünkü Peygamberimiz (s.a.s.), Hz. ‘Âişe’ye dedi ki ; “Cebrail (a.s.) sana selam söylüyor.[39] ‘Âişe (r.a.) da; Allah’ın selamı ve rahmeti onun üzerinedir.” dedi. Şüphesiz bir adam peygamberimize (s.a.s.) geldi ve dedi ki: “Babam size selam söylüyor.” Peygamberimiz de (s.a.s.) : “Sana ve babana selam olsun.”[40] Buyurdu. Şüphe yok ki bu edep de selamın yayılmasına ve kalplerin birbirine ısındırmasına dahildir. Bunların hepsi temiz şeriatin maksatlarındandır. Bunlara, şevkle sarılmak gerekir.

Her Müslümana, selam edeplerinden bu fasılda gelen her şeye riâyet etmesi lazımdır. Bunlar için ister fert, isterse toplum üzerinde büyük etkileri ve güzellikleri vardır. Bu edepleri, asla küçümsememek veya ihmal etmemek gerekir. Yoksa insanlar birçok hayırdan mahrum kalırlar.

Bunlar, selamla ilgili Allah’ın bana kolaylaştırdığı edeplerdir. Bunların sayısı yirmi iki edeptir. Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun.[41]

 

[1] – Ahme b. Hanbel, Müsned, 2:295, 323); İbnu Hıbbân, el-İhsân, (No: 508); el-Hakim, el-Müstedrek, 4:129, el-Hakim, bu hadisin “sahih” olduğunu belirtmiştir. Ez-Zehebi, onun bu görüşüne katılmıştır. Bu hadis, Ebu Hüreyre’den rivâyet edilmiştir; el-Elbânî, Sahîhu’l- câmi’, (No:1085).

[2] – Ziya, El-Muhtar kitabında bu hadisi, Abdullah b. Haris’den rivâyet etmiştir. El-Elbânî, Es-Silsilet’üs-sahîha, (No:1466) kitabındaki gibi.

[3] -Ahmed b. Hanbel, Müsned, 4:286; İbnu Hıbbân, el-İhsân, (No:491) ; Ebu Nuaym, Ahbâru İsbehan, 1:277; El-Ukaylî, ez-Zu’afa, (No:365), Buhârî, Edeb’ül-müfred, (No: 787-979), bu hadis el-Berrâ’dan rivâyet edilmiştir; el-Elbânî, Sahîhu’l-câmi’, (No:1087),

[4] -Taberânî, el-Mu’cemu’l- kebir’de bu hadisi Ebu’d-Derdâ’dan rivâyet etmiştir; el-Elbânî, Sahih El-Cami’deki gibi (No: 1088).

[5]Sahîhu’l-Buhârî, (No:12); Sahîhu Müslim, (No: 39) Bu hadis, İbn Ömer’den rivâyet edilmiştir.

[6] – el-Hakim, el-Müstedrek, 4:167,168) el-Hakim bu hadisin “sahih” olduğunu belirtmiştir. Ez- Zehebî de onun bu görüşünü uygun görmüştür. Bu hadis, Ebû Musâ’dan rivâyet edilmiştir. El-Elbânî, Sahîhu’l-Câmi’, (No:1086).

[7]Sahîhu Müslim, (No: 45), Bu hadis, Ebu Hüreyre’den rivâyet edilmiştir.

[8]Sahîhu Müslim, (No: 2162), Bu hadis, Ebu Hüreyre’den rivâyet edilmiştir; Sahîhayn’da geçen bir rivâyette : “……..beş şeydir:…

[9] -Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2:482; Ebû Dâvud, Sünen, (No:4084), Tirmizî, Sünen, (No:2721; İbnu es-Sunnî, ‘Amelu’l-yevm ve’l-leyle, (No: 236), Nesâî, ‘Amel’ül-yevm ve’l-leyle, (No: 318, 320) Sahabe’den birinden rivâyet edilmiştir. Et-Tirmizî, Sahîh, (No:2189).

[10] -Tirmizî, Sünen, (No:2694), et-Tirmizî bu hadisin “hasen” olduğunu belirtmiştir. Bu hadis, Ebu Ümâme’den rivâyet edilmiştir; Et-Tirmizî, es-Sahîh, (No: 2189)

[11]– Tirmizî, Sünen, (No:3368), Tirmizî bu hadisin “hasen” olduğunu belirmiştir; İbnu Hibbân, el-İhsân, (No:6134); el-Hakim, el-Müstedrek, 4:263; el-Hakim bu hadisin “sahih” olduğunu belirtmiştir. Ez-Zehebî ve diğer muhaddisler onun bu görüşüne katılmışlar. Bu hadis, Ebu Hüreyre’den rivâyet edilmiştir; el-Elbânî, Sahîhu’t-Tirmizî, (No:2683).

[12] – Ebû Dâvud, Sünen, (No:5195); Tirmizî, Sünen, (No:2689), Tirmizî, bu hadisin “sahih” olduğunu belirtmiştir. Bu hadis, ‘İmrân b. Husayn’den rivâyet edilmiştir; el-Elbânî, Sahîhu’t-Tirmizî, (No:2163).

[13]Sahîhu’l-Buhârî, (No:1240), Sahîhu Müslim, (No:2162), Bu hadis, Ebu Hüreyre’den rivâyet edilmiştir.

[14] – Ebû Dâvud, Sünen, (No:5210), Bu hadis, Ali’den rivâyet edilmiştir; el-Elbânî, Sahîhu Ebi Dâvud (No: 4342)

[15]Nisâ suresi, 4/86.

[16] -Ahmed b. Hanbel, Müsned, 3:482; Ebû Dâvud, Sünen, (No:4084); Nesâî, ‘Amel’ül-yevm ve’l-leyle, (No:318); Tirmizî, Sünen, (No:2722), Tirmizî, bu hadisin “hasen” olduğunu belirtmiştir; Hakim, el-Müstedrek, 4:186, el-Hakim bu hadisin “sahih” olduğunu belirtmiştir. Ez-Zehebî de onun bu görüşünü uygun görmüştür. Bu hadis, Cabir b. Süleym’den rivâyet etmiştir; el-Elbânî, Sahîhu Ebî Dâvud, (No:4341).

[17] – Tirmizî, Sünen, (No:2695); Taberânî, el-Mu’cemu’l-evsat; Aynı şekilde, el-Elbânî, Sahîhu’l- Câmi’, (No:5434), Bu hadis, İbnu ‘Amr’den rivâyet edilmiştir; el-Elbânî, Sahîhu’t-Tirmizî, (No:2168).

[18] -Ebu Ya’lâ, Müsned, (No:1870); Beyhakî, Şu’ab’ül-imân, (No:8915); et-Taberânî ve el-‘Ukaylî bu hadisi, Câbir’den rivâyet etmişler; el-Elbânî, Sahîhu’l-câmi’, (No:2946).

[19]Sahîhu Müslim, (No:2167), bu hadis, Aişe’den rivâyet edilmiştir.

[20]Sahîhu’l-Buhârî, (No:6024); Sahîhu Müslim, (No:2165), bu hadis, Aişe’den rivâyet edilmiştir.

[21] – Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2:19, 114; Ebû Dâvud, Sünen, (No: 5206), Tirmizî, Sünen, (No:1603), Tirmizî, bu hadisin “sahih” olduğunu belirtmiştir. Bu hadis, İbn Ömer’den rivâyet edilmiştir; el-Elbânî, Sahîhu Ebi Dâvud, (No:4338).

[22] – Ahmed b. Hanbel, Müsned, 3:444; Abdurrezzak, el-Musannef, (No:19444), Buhârî, Eded’ül-müfred, s.146), Bu hadis, Abdurrahman b. Şibl’den rivâyet edilmiştir; el-Elbânî, Es-Silsiletu’s-sahîha, (No:2199).

[23]Sahîhu’l-Buhârî, (No:6231) , Bu hadis, Ebu Hüreyre’den rivâyet edilmiştir.

[24]– Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2:19; Tirmizî, Sünen, (No: 2705), Tirmizî, bu hadisin “sahih” olduğunu belirtmiştir; İbn Hibbân, İhsân, (No:497); Buhârî, Edebu’l-müfred, s.146), Bu hadis, Fudale b. Ubeyd’den rivâyet edilmiştir; El-Elbânî, Sahihu’t-Tirmizî, (No: 2175).

[25] – Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2:230), Ebu Dâvud, Sünen, (No:5208), Tirmizî, Sünen, (No:2706), Tirmizî bu hadisin “hasen” olduğunu belirtmiştir. İbn Hıbbân, el-İhsân, (No: 494); Hakim ve diğerleri bu hadisi, Ebu Hüreyre’den rivâyet etmişlerdir. El-Elbânî, Sahihu’t-Tirmizî, (No:2177).

[26]– Ahmed b. Hanbel, Müsned, (4:289, 303) Ebû Dâvud, Sünen, (No: 5212), Tirmizî, Sünen, (No:2727), Tirmizî, bu hadisin “hasen” olduğunu belirtmiştir; İbn Mâce, Sünen, (No: 3703) , Bu hadis, Berrâ’dan rivâyet edilmiştir; el-Elbânî, Sahîhu’t-Tirmizî, (No: 2197).

[27] – Taberânî, Mu’cemu’l-Evsat, 1:184, (No: 247), Bu hadis, Huzeyfe’den rivâyet edilmiştir; el-Elbânî, Es-Silsiletu’s-sahîha, (No: 526), Bu hadisi, İbnu Vehb ve İbnu Şâhin’in rivâyet ettiğini belirtmiştir.

[28] – Tirmizî, Sünen, (No:2728), Tirmizî, bu hadisin “hasen” olduğunu belirtmiştir; İbn Mâce, Sünen, (No: 3702), Bu hadis, Enes’ten rivâyet edilmiştir; el-Elbânî, Sahîhu’t-Tirmizî, (No:2195)

[29] – Beyhakî, Şu’ab’ül-imân, (8860), Bu hadis, Ebu’d-Derdâ’dan rivâyet edilmiştir; el-Elbânî, Sahîhu’l- câmi’, (No: 355).

[30]Sahîhu’l-Buhârî, (No:757); Sahîhu Müslim, (No:397), Bu hadis, Ebu Hüreyre’den rivâyet edilmiştir.

[31] – Tirmizî, Sünen, (No: 2699) Bu hadis, Cabir’den rivâyet edilmiştir; El-Elbânî, Sahîhu’t-Tirmizî, (No: 2170).

[32] – İbnu Adî, El-Kâmil, 5:291); Bu hadisin benzerini Nesâî, ‘Amel’ül-yevm ve’l-leyle, (No:214) rivâyet etmiştir; Bu hadis, İbnu Ömer’den riv3ayet edilmiştir; el-Elbânî, Silsilet’us-sahîha, (No: 817).

[33]Sahîhu Müslim, (No: 370), Bu hadis, İbnu Ömer’den rivâyet edilmiştir. Ebu Davûd peygamberimizden (s.a.s.) bazı ilâvelerle bu hadisi riv3ayet etmiştir, Bkz; Sünen, (No:17) Muhacir b. Kanfez’den rivâyet edilmiştir; el-Elbânî, Sahîhu Ebi Dâvud, (No:13).

[34]Sahîhu’l-Buhârî, (No: 6244) Bu hadis, Enes’den rivâyet edilmiştir.

[35]Sahîhu Müslim, (No: 2055), Bu hadis, Mikdâd’dan rivâyet edilmiştir.

[36]Sahîhu’l-Buhârî, (No: 6254); Sahîhu Müslim, (No:1798), Bu hadis, Üsâme b. Zeyd’den rivâyet edilmiştir.

[37]Sahîhu’l-Buhârî, (No: 2647); Sahîhu Müslim, (No: 2168) Bu hadis, Enes’den rivâyet edilmiştir.

[38] – Ahmed b. Hanbel, Müsned, 4:452; Ebû Dâvud, Sünen, (No:5204) Tirmizî, Sünen, (No:2697) Tirmizî, bu hadisin “sahih” olduğunu belitmiştir; Darimî, Sünen, 2:277; İbn Mâce, Sünen, (No:3701), Bu hadis, Esma bintu Yezid’den rivâyet edilmiştir; el-Elbânî, Sahîhu Ebi Dâvud, (No: 4336).

[39]Sahîhu’l-Buhârî, (No:6253); Sahîhu Müslim, (No:2447) Bu hadis ‘Âişe’den rivâyet edilmiştir.

[40] – Ebû Dâvud, Sünen, (No: 5231), Bu hadis, sahabeden birinden rivâyet edilmiştir; el-Elbânî, Sahîhu Ebî Dâvud, (No: 4358).

[41] – Fazla bilgi için bakınız; İbnu Hacer, Feth’ul-bârî, 11:5 ve devamı; İmâm Nevevî, Şerhu Sahihi Müslim, 14:199 ve devamı; El-İhsân bi-tertibi İbn Hibbân, 1:356) ve devamı; Dârimî, Sünen, 2:275) ve devamı, İbnu’s- Sünnî, ‘Amel’ül-yevm ve’l-leyle, s.78 ve devamı; Ebû Davud, Sünen, 5:378 ve devamı; Nevevî, Riyâz’üs-sâlihîn, T. Ribâh ve Dekâik, s. 289) ve devamı ve daha başka eserler

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.