Ashab-ı Uhdud ( hendek ile imtihan edilen kavim)

Ashabu’l-Uhdud (Hendekle
imtihan edilen kavim)
Allah (c.c.) yeryüzüne yarattığı her kavme bir Rasul göndererek kendi ilahlığını bildirmiştir. Kullarından istediği tek şeyde gerçek manada Allah’ı bir olarak kabul etmeleriydi. Allah’ı bir kabul etmek, O’nu dost Allah’ı tanımayanları düşman edinmek demektir. Bu gerçeği Kur’an-ı Kerimde Allah(cc) şöyle beyan buyurur:
“Andolsun,biz her ümmete: “Allah’a kulluk edin ve tağuttan kaçının (diye tebliğ etmesi için) bir elçi gönderdik. Böylelikle onlardan kimine Allah hidayet verdi, kiminin üzerine sapıklık hak oldu. Artık yeryüzünde dolaşında yalanlayanların uğradıkları sonucu görün.”( 16/Nahl 36)

Evet Allah’ın emri üzerine geçmişe dair en sağlam bilgilerin yer aldığı Kur’an coğrafyasında bir gezintiye çıkalım… Bakalım bizden önce geçenler Allah’ı birleme davasında nasıl bir tavır takınmışlar…
Allah (cc) Buruc süresinde geçmiş kavimlerden birinin Allah’ı birlemek adına ateşe atılmalarını bakın şöyle anlatmaktadır:
“Bismillahirrahmanirrahim
“Burçları olan göğe andolsun. O vadedilen güne, Şahid olana (görene) ve şahit olunana (görülene).

Kahrolsun Ashab-ı Uhdud ‘Tutuşturucu-yakıt dolu o ateş,’ Hani kendileri (ateş hendeğinin) çevresinde oturmuşlardı. Ve mü’minlere yaptıklarını seyrediyorlardı. Onlardan, yalnızca ‘üstün ve güçlü olan,’ öğülen Allah’a iman ettiklerinden dolayı intikam alıyorlardı.” ( 85/Buruc 1-8)

Bu ayette geçen Ashab-ıUhdud’un kim olduğu ve oradaki mü’minlerin kimler olduğunu bizzat Rasulullah (sas) tefsir ederek ümmetine anlatmıştır. Şimdi Allah’ın Rasulunun sözlerine kulak verelim:

“….Krallardan bir kral vardı. Bu kralın görevli bir kahini vardı. Bu kahin krala bana anlayışlı zeki kavrayışlı yetişkin bir çocuk gönder de ilmimi ona öğreteyim, korkuyorum ki ben ölürüm ve aranızda bu ilmi bilen kimse kalmaz. Bu özellikte bir çocuk bulup kahinin yanına gidip gelmesini ve ondan ilim öğrenmesini emrettiler. Çocuk kahine gelip gitmeye başladı. Çocuğun yolu üzerinde manastırda yaşayan bir rahib -Ma’mer diyor ki: O gün manastırda bulunanlar zannedersem Müslüman kimselerdi- vardı. Çocuk kahine gidip gelirken her sefer bu rahibe uğrar ve bazı şeyler sorardı. Çocuk Rahipten şu sözü öğreninceye kadar devam etti: Rahib: “Ben Allah’a kulluk yapıyorum” dedi. Bunun üzerine bu çocuk rahibin yanında fazla eğleşmeye ve kahinin yanına geç kalmaya başladı. Kahin çocuğun ailesine: “Hemen hemen yanıma uğramaz oldu” diye haber gönderdi. Bu durumu çocuk rahibe bildirdi. O da: Kahin neredeydin derse, ailemin yanındaydım dersin. Ailen neredeydin derse kahinin yanındaydım dersin. Delikanlı bu şekilde devam edip giderken yolda kalabalık bir guruba uğradı ki bir hayvan -kimileri o bir aslandı derler- onların yolunu kesmiş orada alıkoymuştu. Çocuk eline bir taş aldı ve atmazdan önce: “Ey Allah’ım Rahibin söyledikleri doğru ise atacağım bu taşla bu hayvanı öldürmeni istiyorum” dedi ve taşı atıp hayvanı öldürdü. Herkes “Onu kim öldürdü” dediler. “O delikanlı öldürdü” denildi. İnsanlar büyük bir heyecanla “Bu delikanlı hiç kimsenin bilmediği ilimleri bilmektedir” dediler.Bu haberi gözleri görmeyen biri duydu ve: “Gözlerimi bana görür hale getirirsen sana şu kadar bu kadar şeyler veririm” dedi. Genç: “Senden para mal istemiyorum gözüne kavuşursan gözünü sana veren zat’a iman etmeyi düşünür müsün?” dedi. A’ma “evet” dedi. Bunun üzerine genç Allah’a duâ etti, Allah’ta onun gözlerini açıverdi. A’ma; Allah’a iman etti. Bunların bu olayları krala ulaştı ve kral hepsini yanına getirtti. “Hepinizi değişik ölümlerle öldüreceğim” dedi. Rahip ve a’ma olan kimselerin başı üzerine testere koydurup birini keserek diğerini de değişik bir şekilde öldürdü. Çocuk içinde şu emri verdi: “Onu falan dağın tepesine çıkarıp oradan aşağı atınız.” Delikanlıyı o dağa götürdüler, oradan atmak istediklerinde kendileri o dağdan peş peşe düşüp helak oldular sadece delikanlı tek başına kaldı ve geri dönüp kralın yanına ulaştı. Bunun üzerine kral; bu delikanlının bir denize götürülüp oraya atılmasını emretti. Allah onları suya batırdı ve genci kurtardı. Genç kralın yanına geldi ve beni çarmıha gerip okunla “halk önünde bu gencin Rabbi adına atıyorum demedikçe beni vurup öldüremezsin.” Bunun üzerine kral emir verdi, delikanlı çarmıha gerildi. Sonra kral okunu alıp “Bu gencin Rabbinin adıyla atıyorum” diyerek okla vurup öldürdü. Okla vurulunca genç elini şakağının üzerine koydu ve öldü. Bu arada insanlar, bu delikanlı kimsenin bilmediği bilgileri biliyordu. “Biz de onun Rabbine iman ediyoruz” dediler. Kralın çevresindekiler :üç kişi senin Rab oluşuna karşı çıktı diye mi telaşlanmıştın şu anda tüm insanlar sana karşı çıkıp delikanlının Rabbine iman ettiler, denildi.”

Sonra kral hendekler kazdırdı ve hendekleri odunlarla doldurup ateşler yaktırdı ve insanları toplayıp: Her kim dininden dönmezse bu ateşe atılacaktır diye ilan etti sonra insanları bu ateş çukurlarına atmaya başladı. Bunun üzerine Allah, Bürüç sûresi 4-8. ayetlerini indirdi…” O delikanlıya gelince o toprağa gömülmüştü. Ömer b. Hattâb zamanında bu gencin mezarından eli şakağında olduğu vaziyette mezarından çıkarıldığı söylenmiştir. (Tirmizi (3/184-5) K. Tefsirul Kuran Bab:77 Hds no:3340 – bkz. Müslim, Zühd 73, 3005);

Allahu ekber ! Allahu Ekber!… Nasıl iman, nasıl ameldir bu….. Bu nasıl bir LA deyiştir. Allah’tan gayri, ilahlara… Ki ateşe atılma pahasına…..hadisin metninde ilgimizi çeken bölümleri aktaralım:
“Halk önünde bu gencin Rabbi adına atıyorum demedikçe beni vurup öldüremezsin.”İman eden bu genç Hayatın ve ölümün Allah’ın elinde olduğunu bilmiş iman etmiş şimdi de Allah’a imanı ve Allah’ın tekrar onu dirilteceği inancıyla kendi ölümüne yol açsa bile Krala kendisini öldürmenin yolunu göstermektedir. Çünkü bilmektedir ki Allah izin vermediği müddetçe O’na ölüm yoktur…Aslında Kral bile aczini burada itiraf etmiştir ama sonra farkına varacaktır.

Ve: “. Bu arada insanlar… Biz de onun Rabbine iman ediyoruz” dediler. İşte burada topluca gerçeğe bir teslimiyet vardır. Kralın çocuğun Rabbi Karşısında aciz kaldığını gören insanlar sahte ilah olan o zamanın Kralına “LA= hayır” dediler. Sen ilah olamazsın … Eğer olsaydın bu çocuğu öldürmekte acze düşmezdin dediler… Akabinde bir daha dönmemecesine Allah’ın ilahlığa iman ettiler. Peki Kral ve etrafındaki üçkağıtçıları bu yenilgiyi ve içine düştükleri yanlışı görüp hemen hallerini düzelttiler mi?…. Bakın ne dediler: “üç kişi senin Rab oluşuna karşı çıktı diye mi telaşlanmıştın şu anda tüm insanlar sana karşı çıkıp delikanlının Rabbine iman ettiler,”dediler. Allah’ı Rabb tanıyan kim varsa işte sahte ilahlar onları yok etmenin yollarını ararlar. Çünkü Hakkı söyleyen üç kişi bile gerçekten çoktur. Ve Sahte ilahların ilahlığına son verme adına bu üç, bir cemaattır… Tabi ki korkunun ecele bir faydası yok işte… Üç kişinin iman etmesinden korkan sahte düzen sahipleri ,yalancı ilahlar, insanların hepsi iman edince, hepsini yok etme adına bile olsa gözlerini kırpmadan onları ateşlere atarlar.

Sonra: “kral hendekler kazdırdı ve hendekleri odunlarla doldurup ateşler yaktırdı ve insanları toplayıp: Her kim dininden dönmezse bu ateşe atılacaktır diye ilan etti sonra insanları bu ateş çukurlarına atmaya başladı.” Evet kim dininden dönmezse, kim Allah’ın yegane tek ilah olduğunu söylemekten vaz geçmezse atın onu ateşe. Peki neden? İşte Yegane ilahımız Allah’tan bu sorunun cevabı: “Onlardan, yalnızca ‘üstün ve güçlü olan,’ öğülen Allah’a iman ettiklerinden dolayı intikam alıyorlardı.” (85/Buruc 8)

Peki Allah’ın İlahlığına iman eden bu mümin ve Mü’mineler bu ateş tehdidi karşısında imanlarından döndüler mi? Hadisin müslim’de varolan fazlalığını zikredelim: “Bir ara, beraberinde çocuğu olan bir kadın getirildi. Kadın oraya düşmekten çekinmişti, çocuğu:”Anneciğim sabret. Zîra sen hak üzeresin!”dedi.”
Hayır, çocuklarıyla Allah’ın İlahlığına bütün kalbiyle inanan bu insanlar ateşe üşüşen böcekler gibi kendilerini Ateşe atmaktan çekinmediler…

Burada şu soruyu sormak gereklidir : Acaba biz Allah’ın ilahlığına iman ettiği iddiasında olan günün Müslümanları, Allah’ın ilahlığını haykırmakta bu kadın gibi er bir hareket yapabilecek miyiz? Yoksa çağın ilahlarına ve onların hain düzenlerine boyun eğip, onların bizim Hakk olan ilahımız Allah’a söğmelerini mi izleyeceğiz? Sonra Onlarla Aynı cenneti isteyeceğiz öyle mi? Bırakın Allah için ateşe atılmayı, Allah’ın sisteminin düşmanı olan tüm ideolojiler ve onların hizmetçilerine bunu hakkıyla haykırmak bile bizim için belki yeterli gelecektir. Ama o iman Ve Redd ediş nerde?

Rasullah(sav.)’ın anlattığı bu hakk kıssadaki topluca değişim oluşmadığı müddetçe Allah’ın bir değişim başlatması olacak iş değildir. Çünkü bu, Allah’ın sünnetine terstir. Allah(cc) buyuruyor ki: “Gerçekten Allah, kendi nefis (öz)lerinde olanı değiştirip bozuncaya kadar, bir toplulukta olanı değiştirip-bozmaz. Allah bir topluluğa kötülük istedi mi, artık onu geri çevirmeye hiç bir (biçimde imkan) yoktur; onlar için O’ndan başka bir veli yoktur.” (13/Rad 11)

Evet bizler gerçekten kendimizi ve içimizdekileri değiştirmedikçe Allah bizi değiştirmez. Bu insanların iyisi içinde böyledir kötüsü içinde böyledir…Yani içinde yaşadığımız toplum ve ferdleri Allah’ın ilahlığını kabul ediyor ise, onun dışındaki ilahlara ve onların rejimlerine hayır demelidirler. Böyle dediklerinde emin olsunlar ki ateş çukurları kendileri için kazılacaktır. Ya da Allah’ın ilahlığını red edip beşeri ideolojilere iman ederlerse o zaman dünya ateşinden kurtulmuş ama ebedi Cehennem azabına razı olmuşlardır. Herkes seçimini yapmakta özgürdür. Neticede kahrına da, sefasına da kendi katlanacaktır. Ama öyle bir reddetmeliyiz ki Tağutu, ölümlerimiz şehadet,varacağımız yer Firdevs geride bıraktıklarımız için hidayet olsun…

Rasulullah(sav), “La ilahe İllallah” sözüyle dünya düzenini değiştirmiştir. Aynı etkiyi kendimizde bulmamız ve çevremize yansıtmamız için Rasul ve Ashabı gibi bir red edişe ve onların korkusuzca söylemlerine ve inançlarını amele dökmelerine, amele dökerken karşılaştıkları şeylere sabretmelerine ihtiyacımız vardır.

“İnsanlar, (sadece) “İman ettik” diyerek, sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar? Andolsun, onlardan öncekileri sınadık; Allah, gerçekten doğruları da bilmekte ve gerçekten yalancıları da bilmektedir.Yoksa kötülükleri yapanlar, bizi (aşıp) geçeceklerini mi sandılar? Ne kötü hükmediyorlar?
Kim Allah’a kavuşmayı umuyorsa hiç şüphesiz Allah’ın (tesbit ettiği) süresi yaklaşarak- gelmektedir. O, işitendir, bilendir. Kim cihad ederse, yalnızca kendi nefsi için cihad etmiş olur. Şüphesiz Allah, alemlerden müstağnidir. İman edip salih amellerde bulunanlar ise; biz şüphesiz onların kötülüklerini örteceğiz ve şüphesiz yaptıklarının en güzeliyle karşılık vereceğiz. ”( 29/Ankebut suresi 2…7)

Incoming search terms:

  • ashabi uhus hikayesi nedir